Install this theme
hayat siyah beyaz farkında mıyız?

hayat siyah beyaz farkında mıyız?

ORCHESTRA STEREOTYPES

whatshouldwecallconservatory:

trumpetangst:

FRONT DESK 1st VIOLINS:

image

FRONT DESK 2nd VIOLINS:

image

OTHER VIOLINS:

image

VIOLAS:

image

CELLOS:

image

DOUBLE BASSES:

image

OBOES:

image

#tuning

FLUTES:

image

CLARINETS:

image

BASSOONS:

image

HORNS:

image

(another solo?! you shouldn’t have…)

TRUMPETS:

image

TROMBONES:

image

TUBA:

image

TIMPANI:

image

OTHER PERCUSSION:

image

THIS 

Şaşkınlık - Kuraklık

Dün eskiden birlikte dans ettiğim bir arkadaşım bana “konserinize geldim, ama fazla duramadım, senden beklemediğim bir tarzdı” dedi.
Bu tespit çok hoşuma gitti. Müzik yapan bir insanın onu kendi yaşanmışlığıyla paralel götürmesi gerekliliğinin farz olduğunu kantılayan bir ifadeydi. Hem de hiç beklemediğim bir halde böyle bir görüşün gündeme gelmesi ayrıca kıymetli geldi nedense.
Benim de yeni olduğum hem şarkıları hem de eğlenmeyi öğrendiğim Funk Fiction’ın huzursuz edici nadir yönlerinden biri buydu şüphesiz ki. Ben bunu aşmışken ben farkında olmadan müziğimi takip eden insanların da bana dair bir bakışı olduğunu hatırlattı bu durum.
Ama benim bakış açım içerisinde, grup arkadaşlarımın aksine şu sıralar müzikten para beklemek olduğu için kendimden gelen şeyleri ortaya çıkarmak konusunda herhangi bir kaygım veya isteğim yok ne yazık ki. Artık ilk senelerdeki kadar sorumsuz hissedemiyorum veya davranamıyorum kendime eziyet etmeden duygularımı ve düşüncelerimi öylece salıvermem  epey zorlaştı. Hatta aylardır imkansız denebilir. Çünkü hiç tık yok. Depresyon için güzel bir dönem ama mahsul almak için yeterince elverişli değil.

far cry 3 oynayanların ve oynamışların ruhuna gelsin

kendimi temiz bi öldürüp sonra da tertemizcene bi güzel diriltmek istiyorum
tambılır pici

şu bardaktaki durulmuş sakinleşmiş görünen toz zerreleri dışında temiz su
bize gelene kadar kim bilir nerelere hangi taşlara hangi dağlara hangi eteklere değdi..

eskiden ne kadar az ağrı vardı.
parmağın kapıya sıkışırdı ağlardın götün çıkasıya göz yaşın vardı çıktıkça çıkardı ağlardın sınırsız geçerdi.
şimdi en iyi halinde bile ya gözlerin ağrır ya başın. ya belin ağrır ya kaşınır kıçın. hep bir huzursuzluk. nasıl bir bilinç nasıl bir programlama.
18 bin yılcıkta mı hakim olduk dünyaya?
bugün üstümüzü örtecek bir şeyler buluyoruz. bir gece örtmesek hasta oluyoruz. 18bin yıl önce neden her gece götümüz başımız açıkta uyurken mağaranın soğuğunu alttan alta yerken hasta olup ölüp gitmedik?
insan nasıl bir makine.
ne gerekçeyle neye inanarak yaşar?
bi halüsinasyonu gördürecek bahaneyi bulmak dışında durduk yere bir anda zamanda 18bin yıl geriye gittiğini gerçekten yaşamak ihtimalinin gerçekleşmesinden neden korkar?
insan nasıl huzursuz bir makine?
madem alışık bu kadar huzursuzluğa, neden hala huzur arar?
huzursuzluğuna huzursuzluk katıp ölürken daha tatlı gelsin diye mi her fırsatta belasını arar?

Bir hayvan ödüllendirilerek veya yaşamsal faaliyetlerinin daha iyiye gideceği garanti edilerek yönlendirilebilir.
Ekonomik açıdan orta vadede bir katkısı olmadığı ve beni yıpratmaya devam ettiği halde neye güvenerek müziğe yönelmeye halen devam etmek istiyor olabilirim?

Temel problemlerimden birini tespit ettim; istikrarlı bir sosyal çevrem yok.
Teorik olarak hala ben eşşek gibi anıranım ve ahırındaki at gibi yalnızım.